HER ŞEYDEN ÖNCE NE VARDI ? KARANLIK ENERJİ KARANLIK MADDE



  Büyük patlama evrenin oluşumunu gösteren en güçlü olgu. Hepimizin aklına şu soru gelmiştir: her şeyden önce ne vardı. Bana göre maddeden önce karanlıktan başka bir şey yoktu. Sonsuz nitelediğimiz uzay, zifiri karanlıktı. Öyle bir karanlık ki elinizi burnunuzun ucuna getirseniz bile göremeyeceğiniz kadar karanlık. Bazı bilim insanları ise evren hep vardı der, benim aklıma pek yatmıyor, çünkü beynimiz bir başlangıç noktası arıyor. Evrende, zaman ölçeği bizim hayatımızla kıyaslanamayacak kadar büyük. Yüz yaşınıza kadar yaşasanız bile evren ölçeğinde önemi olmayacak kadar küçük yaşamışsınızdır. İnsanlık, evrenin oluşumundan bu güne kadar ancak bir saniyedir var. Evren 13,7 milyar yaşında, bu rakamı okumak basit, fakat algılayamayacağımız kadar büyük bir rakamdır.

  Sizi kendi kurgularım ile evren nasıl oluştu, her şeyden önce ne vardı, nereden geldik gibi soruları cevaplamaya yardımcı olacak, hayal dünyama götüreceğim. Tekrar belirteyim anlatacaklarım tamamen kendi hayal ürünüm. 

  Evrenden önce zifiri karanlık var demiştik. Peki bu zifiri karanlık nedir o soruya da cevap vermek gerekir. Her şeyden önce saf ve serbest enerji vardı. Peki o enerji nereden geldi. Henüz hayal gücüm o enerjinin yoktan nasıl var olabileceğini canlandıramıyor, zaten bilim bile bu soruya cevap bulabilmiş değil. Bu saf enerji varlığını koruyabilmek için bir mekâna ihtiyaç duyar bu yüzden mekânı kendi varlığı ile var ederek uzayı oluşturdu. Karanlık bu saf enerjinin potansiyel enerjisinden tasarruf etmek için oluşabildi, siyah dışındaki renkleri oluşturmak için daha fazla enerjiye ihtiyaç duyulur. KARANLIK MADDE ve KARANLIK ENERJİ ise bu mekânı ve potansiyel enerjiyi koruyabilmek için oluştu, pil gibi düşünülebilir. Uzayın karanlığı kararlı yapıda kalabilmek için sürekli enerjiye ihtiyaç duydu işte karanlık madde ve karanlık enerji bunun için var oldu. Bu oluşumların hepsi çıplak göz ile görünemeyecek kadar küçük, örümcek ağına benzer enerji etkileşimleridir. Henüz atom yok çünkü atomu da oluşturan bileşenler var olamadı. Bir bakıma bu oluşumlara evren denilebilir, çünkü bir oluşum gerçekleşti bu nedenle, Bilimde: evren hep vardı deniliyor olabilir.

Buraya tıklayarak yazıyı dinleyebilirsiniz.

  Milyarlarca yıl bu enerji etkileşimleri yavaşta olsa hareket etti bu hareket enerji türlerinin birbirine temas etmesine sebep oldu. Bu temaslar bazen enerji seviyelerinin artmasına bazen de enerji seviyesinin düşmesine sebep oldu. Termodinamiğin ilk yasası enerjinin korunumudur bu yasa yüksek enerji seviyelerinin düşük enerji seviyelerine inmeleri gerektiğini de söyler. Uzaydaki saf enerji de bunu yapıyordu. Yüksek enerjiye sahip olan türler düşük enerji seviyelerine akıyordu. Bu olayı daha iyi anlamanız için kış örneğini vereceğim. Kışın ısınmak için odalarımızı ısıtırız. Bunun sebebi vücudumuz düşük sıcaklıklarda kendi ısısını koruyamayacak kadar hızlı ısı kaybeder. Odayı ısıttığımızda odadaki enerji seviyesi eşitlenmeye başlar ve üşümeyiz işte enerji eşitlemesi tamda budur. Uzaydaki serbest enerji bu alış verişlerle daha ağır maddeleri oluşturma yolunda ilerledi. Daha büyük enerji dalgaları oluştukça enerji türleri daha fazla temas ediyordu. Her çarpışma enerji türlerinin dalgalanmasını hızlandırdı. Böylece enerjiler uzayın her yerine biraz daha hızlı hareket edebildi. Einstein ışık hızı aşılamaz der ve bunu kanıtlamıştır. Fakat olayı her şeyden önce ne vardı sorusunu bir nebzede olsa cevaplamak için kurguluyorum. Işık hızı saf enerji seviyesinde daha hızlı hareket ediyor olabilir bilemiyoruz sadece hayal gücümü kullanıyorum şu an. Einstein'ın dediği gibi, hayal gücü bilgiden daha önemlidir.
 
  Serbest enerji ışıktan daha hızlı hareket edebildiği için uzayın karanlığını oluşturabilmiş ve bu mekanı bir örümceğin ağını kullandığı gibi kullanmıştı. Karanlık uzay dokusu üzerinde daha hareket edebiliyor ve uzayın içini ise karanlık madde ve karanlık enerji ile dolduruyordu böylece üç boyutlu yönde hareket edebiliyordu. Her şey enerjiden var olabildiği için serbest enerji de hareket esnasında enerji kaybetmiyor aksine dokular üzerinden enerji soğurarak hareketini devam ettirebiliyordu. Henüz atom oluşmadı bunun için daha yüksek enerji seviyelerine ihtiyaç var. Milyarlarca yıl sonra uzayın bazı bölgelerinde potansiyel enerji azaldı bu azalmalar şu an uzaydaki mutlak  sıfır noktası olan (eksi) -273 derece selsiyusu oluşturdu. Ayrıca bu enerji yoksunluğunu boşluk olarak niteliyoruz. Enerji yoksunluğuna hiçlikte diyebiliriz düşünmenize yardımcı olabilir. Enerjilerin mikroskobik etkileşimleri milyarlarca yıl sürdükten sonra devam eden etkileşimlerin bazılarından foton salınabilmeye başlandı. Bu ışık parçacıkları tek bir foton ile sınırlıydı. Karanlıkta dolanan fotonların ömrü çok kısaydı çünkü etkileşimler çok zayıf ve enerji seviyeleri hala çok düşüktü. Tek bir foton çok kısa mesafeler kat edebiliyordu. Sonunda sönük karanlık enerji o fotonu soğuruyordu (karanlık enerji ve karanlık madde hala anlaşılabilmiş değil o yüzden hayal etmenin sınırı veya kuralı yok).

  Sonraki milyar yıl ölçeğinde enerji seviyeleri yükselmeye başladı. Enerji etkileşimleri daha yüksekti ve etkileşimler daha fazla foton yaymaya başladı. Fotonlar daha fazla enerji yüklendiklerinde daha uzaklara hareket edebiliyor karanlık madde ve karanlık enerji tarafından emilemiyordu. Foton hareketleri enerji dokularını daha fazla dalgalandırdı, enerji türleri daha fazla etkileşiyordu. Karmaşa her geçen saniye artmıştı, karanlık enerji ve karanlık madde daha büyük alanları kaplıyor zayıf enerji seviyelerini daha iyi besleyebiliyordu. Mutlak sıfır olan bölgeler karanlık enerji ile enerji seviyelerini yükseltiyorlardı. Boşluk ve soğuk nitelediğimiz alanlar karanlık enerjinin taşınması ile dolu sayılabilir, -273 selsiyus ise -270 seviyelerine yükselebilirdi. Kendinizi bu olayları izleyen ve gözlemleyen birisi olarak düşünebilirsiniz fakat hiçbir şey göremezdiniz. Hiçbir şeyin olmadığı zamanı evdeki tüm ışıkları kapatıp elinizi görmeye çalışın. O karanlıkta bile elinizi görebilirsiniz ayrıca dokunma duyunuz ile hissettiğiniz için endişe etmezsiniz. Her şeyden önce uzay daha karanlıktı hatta ve hatta kendi benliğiniz hissetsenizde ne olduğunuzu anlayamazdınız. Hayat boyu edindiğimiz bilgiler gözlerimiz tarafından toplanıp beynimize iletilir o nedenle karanlıkta insan gibi bir canlı gelişemez.


  Karanlık enerji ve karanlık madde evrenin oluşumunda büyük görev üstlenmiş olabilir. Çünkü ben karanlık enerji ve karanlık maddeyi pile benzetiyorum. Veya araba aküsü ya da jeneratör de olabilir, çünkü her şey için enerji gerekli. Hatta karanlık enerji ve karanlık maddeyi kablolar veya vücudumuzdaki sinir ağına da benzetebiliriz. Serbest enerji bu ağlar üzerinden X,Y,Z boyutlarda hareket edebildi, Aksi halde üç boyut oluşamazdı. Gözlemleyemediğimiz daha fazla boyut olduğu söyleniyor, paralel evrenler de bu teorilerden bir tanesi. Bilimin öngördüğü her olgu bu saf enerjinin eseri. Etkileşimler arttıkça enerji daha yoğun seviyelerde hapsoluyor ve hızı azalıyordu. Etkileşimlerin şiddeti arttıkça yayılan fotonların yoğunluğu da artıyor bu duruma simetrik olarak enerji de daha yoğun enerji seviyeleri oluşturuyordu. Bu döngüler maddeyi oluşturmaya doğru evrildi.

  Karanlık enerjinin yoğun olduğu bölgede yoğunlaşan enerji türleri karanlık enerjinin enerji seviyesini de arttırarak uzayın bazı bölgelerinde birikti. Küçük sayılabilecek birikintiler karanlık madde ve karanlık enerji sayesinde daha da yoğunlaştı. Atık etkileşimler daha hızlı, daha şiddetli ve daha fazla foton yayar bir hal aldı. Yoğun enerji daha da yoğunlaşınca küre biçiminde enerji paketçikleri oluşturmaya başladı. Enerji paketçikleri çok kısa ömürlüydü çünkü enerji seviyeleri daha ağır bir enerji türü oluşturmak için yetersizdi. (Burada bahsettiklerimi milyar yıllık ölçeklerle anlatmak imkansıza yakın bir durum olduğu için zamandan fazla bahsetmiyorum.) Artık her etkileşim daha ağır şeyler yaratmaya elverişli hale geliyordu. Etkileşimin etkileri karanlık enerjiyi de etkiliyordu. Bir balon gibi şişen ve sönen bir hal alıyordu. İçe doğru sönerken enerji veriyor, dışa doğru şişerken enerji soğuruyordu. Bu alış verişler etkileşimlerde büyük rol oynadı. Karanlık enerji içe doğru büzüldüğünde enerji türelerinin birbirlerine yakınlaşmasına sebep oluyor, bu yakınlaşmalar kıvılcımlar doğuruyordu. Kıvılcımların oluşturduğu ışık, daha yoğun enerji yüklü fotonlar ile çevreye taşınabiliyordu. Daha önceleri bu durum görünemeyen ışık seviyelerindeydi ve çok zayıftı. Oluşumlar karanlık enerji içinde hapsolduğu için karanlık enerji farklı enerji türlerinden de beslenen bir canavar gibiydi.


Buraya tıklayarak yazıyı dinleyebilirsiniz.

  Karanlık enerji içerisinde hapsettiği enerjiden beslenmesine rağmen büzülmesi genişlemesine oranla daha fazlaydı. Büzülme enerji türlerini daha da sıkıştırıyordu, sıkışan enerji daha da şiddetli etkileşiyor ve artık daha yoğun enerji paketleri oluşturabiliyordu. Yoğun etkileşimler o kadar arttı ki artık ELEKTRON dediğimiz yaramaz çocuk olan ve aynı zaman da temel parçacığımız olan, parçacık oluştu. Uzun süreli oluşum sayılamaz, çünkü oluşup bozunuyordu. Daha yoğun enerji taşıyabilen bir elektron için elektronunda bu etkileşime katılması gerekti. Her elektron bozunumu enerji etkileşimini daha da şiddetlendirdi. Kıvılcımlar arttı ışık gösterileri daha fazlaydı. Milyarlarca yıl sonra elektron var olabilmişti bununla beraber karanlık enerji biraz daha güçlüydü ve karanlık madde bu olaylara eşlik ediyordu. Karanlık enerji dokusunun hemen dışı daha etkileşimsiz, daha soğuk, daha boş haldeydi. Elektron sayesinde enerji, daha yoğun durumlar yaratabiliyordu. Daha ağır parçacıklara giden süreç böyle başladı. Elektron yoğun enerji taşıdığı için daha fazla yol kat ediyor ve enerjiyi daha uzaklara taşıyabiliyordu. Daha yoğun olduğu için karanlık enerji dokusunda şiddetli çarpışmalar sonucu sarsıcı, karanlık enerjinin ağ dokusunu bozacak nitelikte etki bırakabiliyordu. Bu çarpışmalar karanlık enerjinin ağ dokusuna katılabiliyor ve karanlık enerji, bir balonun şişmesi gibi genişliyordu. Yoğun enerji, farklı noktalara çok az kayıpla taşınabildi. Elektronun çarpmaları enerji kopmalarına sebep olduğu için daha yoğun foton oluşumu çevreye ışık şeklinde yayıldı. Fakat hala bir göz tarafından algılanamayacak kadar zayıf ışıklardı.

  Enerjinin, uzayı yaratmasından bu yana henüz pek bir yol kat edemedik. Varlığın var olma süreci bizim tahmin ettiğimizden daha karmaşık. Uzayın karanlığı bu olayları uzaktan izleyen bir gözlemci gibi, sadece mekanı oluşturuyor bu olaylara katkısı ya yok ya da çok azdı. Fakat en büyük rolü bir mekanı oluşturmasıydı, bu yüzden en büyük görev uzayın kendisinin. Etkileşimler güçlendikçe ağır parçacıkların oluşumuna giden süreç hızlandı. Artık elektron vardı ve enerji kolay ve yoğun şekilde taşınabiliyordu. Karanlık enerjinin içe doğru büzülmesi devam etti bu büzülme elektrona akan enerjiyi arttırdı. Elektron enerji soğurdukça daha çılgın hareket eden bir parçacık fakat evrenin ilk evrelerinde serbest halde olduğu için başına buyruk hareket edebiliyordu. Yaşadığımız evrende ise elektronlar atoma en zayıf olan elektronların hareketi ile sınırlı. Ayrıca telefonlar, bilgisayarlar, tabletler vb. elektrikli tüm cihazlar serbest elektronların hareketleri ile çalışır. Karanlık enerjinin büzülmesi ile sıkışan enerji türleri ve elektronlar daha fazla elektron üretimine katkı sağladı. Karanlık enerji, maddenin oluşumuna giden süreçte anahtar rolü üstlenmişti. Elektron diğer enerji türlerinin etkileşimlerine de dahil oldu, bu etkileşimlere çarparak yoğun enerji aktarımları sağlıyordu ve bu enerji taşınımı KUARKLARI ve GLUONLARI oluşturacaktı.
  
  Elektronun taşıdığı yoğun enerji, güçlü tepkimelere yol açtı ve bu kıvılcımlar güçlendi. Bu kıvılcımları Dünyadaki kıvılcım sesi gibi düşünmeyin. Oluşan kıvılcımlar çok kısa süreli var olabilen plazma parçacıkları gibi davranıyordu. Ayrıca etkileşimler ANTİ MADDE parçacığı da üretiyordu. Buradaki anti madde elektronun karşıtı olan POZİTRON' du. Anti madde saniyenin milyonda bir birimlik zaman diliminde yok oluyordu. Belirtmeliyim ki anti maddenin nereden geldiği hala bilinmiyor fakat yazımız kurgu olduğu için nereden geldiğini hayal edebiliriz. Anti madde her şeyden önce çok yoğun enerji etkileşimlerinin artık maddesi olabilir. Yani egzoz gazı gibi düşünebiliriz. Fakat anti madde o kadar yoğun enerji içerir ki kendi kendi yok eder. Hatta anti madde üretebilirsek, bir mercimek tanesi kadar olan bir anti madde yıldızlar arası seyahat etmemiz için gereken enerjiyi bize sağlayabilir. Etkileşimlerden arta kalan anti maddeler yok olmadan önce barındırdıkları enerjiyi çevreye salıp serbest enerji biçimine geçtiler. Anti maddeden arta kalan bu serbest enerji de karanlık enerjinin bünyesine kaynadı. Süreç milyarlarca yıl devam ettikten sonra anti madde  kuarklar ve gluonların aynı anda oluştuğu ihtimali yüksek. İlk evrelerde kuarklar ve gluonlar da serbestti daha küçük parçacıkların ise SİCİMLER olduğu hala bir hipotez durumunda çünkü kanıtlanabilmiş değil. Ben temel parçacıkların daha alt seviyelerine saf enerji diyorum ki zaten yazı yada serbest enerji olarak başladık. Karanlık enerjiden sonra enerji taşıyıcımız anti madde oldu çünkü kısa mesafelere kısa zaman aralıklarında enerji taşıyabiliyor ve yok oluyor yani saf duruma geçip karanlık enerjinin dokusuna hapsoluyor.

Buraya tıklayarak yazıyı dinleyebilirsiniz.

  Artan etkileşimler anti maddeyi artırdıkça etkileşimlerin yoğunluğu da artıyor. Bunu takiben kuarklar ve gluonlar da artıyor. Anti maddenin taşıdığı enerji kurak ve gluonları birbirine yaklaştıran bir yapışkan diyebileceğimiz çekim yarattı. Sebebi ise anti maddeden arta kalan egzoz atığı. Egzoz atığı Anti madde kaybolurken ardında bıraktığı enerji biçimi. ŞİMDİLİK BU KADAR YAZIM TUTARSA DEVAM ETTİRECEĞİM.

BİLİM KAYNAĞI

Yorumlar

EN ÇOK OKUNANLAR

KABIZLIĞI GİDERMENİN YOLLARI NELERDİR ? KABIZLIK NASIL GİDERİLİR ?

2025 GÜNEŞ FIRTINASI

Scientists Quotes - BİLİM İNSANLARININ ÖZLÜ SÖZLERİ

ALBERT EINSTEIN 'IN TREN PARADOKSU - ÖZEL GÖRELİLİK

Aspirin ile köklendirme nasıl yapılır - Basit, kolay köklendirme nasıl yapılır ????

SUDA KÖKLENDİRME NASIL YAPILIR ? bitki kökleri kaç santim olunca toprağa alınır ?